29 Aralık 2011 Perşembe

Bugün 26 oldum....

Bugün 26 oldum. Daha önceki yazılarımda bahsettiğim yapmam gerekli dediğim maddelerden ancak birini gerçekleştirdim.

Doğum günü nedir mutlu gündür tebrik gelir pasta yenir hediyeler açılır... Bu sene okdar güzel telefonlar mesajlar aldımki tadından yenmez.. Yaklaşık üç senedir doğum günlerimde hayatımda gereksiz yere tuttuklarımı çıkarırım sıkı sıkıya boş yere sarıldığım insanlar oluyor onları çıkarırım. Bu doğum günümde 26  yaşımda bir değil iki kişiyi iptal edip tarihin tozlu sayfalarına yerleştirdim.  Daha önce vermem gereken kararlar olup nedense eskiye olan tutkumdan dolayı bir türlü onları bırakamıyordum.. Eskiler çok iyi demiş eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı diye...

Hasta olduğum için raporluyum ne yazikki ofis arkadaşlarım tarafından planlanan doğum günü yemeğimiz iptal oldu.... Rapor alınca dün söylemek zorunda kaldılar.. Biz yemek yiycektik amaaaa diye... Artık yeni yıl yemeği şeklinde haftaya yeriz bizde....

Kendimi büyümüş hissetmiyorum sadece 30 a yaklaşmanın verdiği bir garip bir duygu var heleki seneye o duygu  iyice artar artık...

Hem yeni yaşımda hem yeni yılda umarım tüm güzellikler hayatımda olur, herkesin hayatında olur.... Eskilere takılmamam gerektiğini hatırlarım.

Bide klasikleşmiş olarak her doğum günümde Charles Aznavour'dan Hier encore'u dinlerim.. Haydi sizde benimle birlikte dinleyin.. Şarkının üzerine tıklamak yeterli olucak....

Uzun lafın kısası ben bugün 26 oldum... Adaşım Nil'in şarkısındaki gibi hem çocuk hem kariyer yapamadım kaldıki nil bunu gördün mü bak 25 oldum diye yazmıştı....

Gördün mü bak 26 oldum, ne güzel bir kadın oldum, kalamam hayatın köşesinde, o zaman neşesi neresinde, koysalar önüme bariyerde çocukta yaparım kariyerde........lalalalallalalala :)

17 Aralık 2011 Cumartesi

In Your Face Ales :)

Ne kadar kafiyeli bir başlık buldum ben böyle..... Eveeet öss zamanı bu kadar kıvranmadım ben kimse çekmedi bu ales sınavından benim kadar. Çok değerli okuyucularım sizlerle de paylaşmak isterim sevgili yazarınız ales sınavından alnının akıyla çıkmış bulunmaktadır.

Bundan sonra yapılacaklar listesinde... itinayla üniversite seçmek kalıyor. Bu kadar kıvranmam yüksek lisans flan yapmak değil, onun için yeterli puanı fazlasıyla zamanında aldım. Bu ulvi bir iş için :) okutmanlık için...Çünkü hepimiz biliyoruz ki yabancı dil okutmanlığı için başvuruda bulunan her şahısın çok iyi derecede matematik ve türkçe bilmesi gerekmektedir. Haşaa sen past present future anlatırken.. present tense bir matematik sorusu çıkarsa cevaplayamazsın diye matematik ve türkçe bilginde sınanmalıdır!!!

Sınavı geçmem farklı şehirlerde hala bayram havasında kutlanmakta.. daha haber kıtaları geçemedi ama duyulduğu zaman oralarda da bayram havası estirmeye başlayacaktır.

Dün öğleden sonra haberi aldım. Ekranda puanı gördükten sonra supermanvari bir edayla  görenlerde bu kızda ful yapmış heralde dedirtecek bir şekilde ofiste dolaşmaya başladım.

O zaman haydi hep beraber söylüyoruz bu şarkı sevgili ösymye ve yök e gelsin in your face ales... nihavent makamında :)


6 Aralık 2011 Salı

İçsel huzurumu kaybettim, hükümsüzdür...

Bahsettim mi daha önceden hatırlayamıyorum ama son zamanlarda bu kuantum, evren, enerji gibi şeylere taktım kafayı ve bunun üzerine bulabildiğim herşeyi okuyorum hemde herşeyi sürekli kitaplar alıyorum. Neyse son olarak yogaya başladım...Hadi bi hazım süresi... Evet yoga...

Dün ilk dersime gittim bayıldım resmen tam benlik, kitaplarda okuduğum herşeyin pratiği. Teori bende süper pratik eksikti oda oldu...

Bugün ofise geldim herkese anlatıyorum şöyle tam benlik böyle çok güzel amanda aman işte haftada iki gidicem nasıl güzel falan...Hem içsel huzur hem spor derken...

İçsel huzurum eve gelmemle birlikte kayboldu zira sevgili sultan abla daha iki haftasını doldurmamış yeni giysi dolabımın kayar kapılarını bozmuştu... Dolap kapaklarıda büyük bundan dolayı dolabımın kapakları kıpırdamadığından içindekilerede ulaşmam imkansız....

O içsel huzur bir anda pufff yok oldu gitti... Saçlarım diken diken oldu... Bağırış çağırış amann amannn....

İçsel huzurumu kaybettim hükümsüzdür...Perşembe günü bulurum.

14 Kasım 2011 Pazartesi

Biliyorum sen daha iyi bir başlık bulabilirsin

Hafta sonundan benim için ilginç sayılabilecek birşey anlatmak istiyorum... Cumartesi günü annemle migrosa gittik alışverişe ananas alalım dedik, neyse ananası soyup doğruyacak ilgiliyi bulduk baktık ananas güzel ver bize bir tane daha dedik alıcaz ananasımızı gidicez amcam tutturmaz mı soyduğu ananasın kabuklarınıda vericem diye... annem yok saolun napcan biz kabukları diyor... Amca aaa lütfen bakın sulu sulu sıkar suyunu içersiniz maske yaparsınız yüzünüze diyor...

Beni sinirle karışık bi gülme tuttu.. Annem yok saolun gerek yok atın siz o kabukları dedikçe amca ama bakın sonra çok pişman olursunuz diyor.... Amcam tam organik kabuklarına kadar değerlendiricez....

En son baktım amca annemi yumuşak buldu alın kabukları bakın sarıyorum ben bunları diyip poşete elini uzattığı anda olaya müdahale etmem gerektiğini hissettim ve gür bir sesle tamam çok saolun istemiyoruz biz kabukları dedim....

Yoksa amca aslında bize anında cilt analizi yapıp cildimin ananas suyuna ihtiyacı olduğunu mu anlamıştıda biz bunu göremiyorduk, veya ananası yediğimiz yetmez birde suyunumu kabuğundan çıkarmalıydık.....

Hepsi birer gizem olmaya devam edecek :)

Haydii herkes ananas yemeye...

P.S. Şu yaşıma kadar da "ananas" kelimesini bu kadar çok kullanmamamışımdır.

George Bernard Shaw ne demiş haberin var mı? "Life isn't about finding yourself. Life is about creating yourself" tabi senin hiç haberin yok gez dolaş ortalarda....

30 Ekim 2011 Pazar

Otuza dört kala

Tipik hatta klişe bir amerikan filmi sahne başlar seminerdeki konuşmacı topluluğa "Kendini hayatınızı elinize almaya hazır mısınız" diye sorar tüm kafalar aynı anda evet anlamında sallanmaya, uğultular yükselmeye başlar....

Veya ikinci klişe senaryo "Bir kitap okudum hayatım değişti diyenlerden misiniz" diye sorar televizyondaki yüz "eğer öyleyse hemen şu numarayı arayın ve bize katılın" diye devam eder.....

İki ay sonra 26 bitecek... 30'a dört kala olacağım... Evet çok klişe ama bir kitap okudum ve hayatım değişti, farkındalığım arttı diyeyim... Bence zaten hiçbir kitap okuduğunuz anda bizi değiştirmez sadece bizi olaylara karşı daha farkında kılar. Şimdi bu kitaba göre bizi engelleyen tüm o kötü hissiyat ve karın ağrısı kendi iç sesimiz kendi egomuz.. mesela benim bir işim var ama mutlu değilim sürekli işi bırakmayı düşünüyorum ama aynı anda aklıma gelen  işte o ne der bu neder sigortaydı maaştı zırt fırt gibi düşünceler bizim egomuz... Egomuz genelde bizi engellemeye yönelik çalışır örnek olarak "o arayıncaya kadar onu aramayacağım" falan gibi....

Ben kendi egoma yaklaşık üç senedir yenik düşüyorum, geçenlerde okuduğum bir yazı 2011 senesi isteklerini kalpten dileyenlerin senesi olacak diye yazıyordu. 2011'in bitimine iki ay kala zararın neresinden dönersen kar mantığı veya geçenlerde sevdiğim bir arkadaşımın yaptığı "gerçek türkler hep son dakikada gelenlerdir" benzetmesi gibi son dakkika golü ile kurtulmayı diliyorum.

Hepimiz biliyoruzki sürekli birşeyleri erteliyoruz, sonra yaparım sonra söylerim sonra ararım... Benim sonram tam üç yıl oldu, dur biraz daha bekliyeyim, belki düzelir, öyle değil böyledir. Kendimi dinlemeye hiç vakit ayırmadım sonra dinlerim diye....

Sonra hesabını sorarım diye hesabını açık bıraktığım da birçok insan oldu... (bu ayrı bir konu)

Ben geçte olsa artık kendi hayatımın kontrolünü elime alıp yapmam gerekeni yapmayı düşünüyorum.... Bazen tesadüf sandığınız şeylerin ise öyle olmadığına inanmanız kendi içinizdeki gücü görmeniz gerekiyor....






11 Ekim 2011 Salı

Kaç zaman olmuş geyiği yapmayacağım

Yok öyle benden kaç zaman olmuş yazmamışım geyikleri. Sizde farkındasınızKİ bayağı olmuş. Geçen gün böyle boş boş otururken fark ettimKİ ben en çok birşeylere mecbur olmayı sevmiyorum.  Yanlışlık yok her iki Kİ de büyük.

Bende çiçek böcek moda aşk blogu yazmak istiyorum ama hayat çiçek böcek moda ve aşk değil. Şöyle başlasın istiyorum tüm cümleler bugün falancayla filanca yerdeki mağazanın indirimine gittik.. Bu arada önemli not çok fazlada öyle blog takip ediyorum saygım sonsuz onlarda olmazsa ben nerden bilirim ne nerde satılıyor falan falan..

Susan Miller'dan ekim ayı burç yorumlarını okumayanlar daha yolun yarısındasınız hemen açın okuyun...

Geçen gün milyonbirinci kere Alice in Wonderland'i izledim, o filmde hayata dair çok ders var almasını biliyorsanız.

Birşeyler daha söylemek istiyorum ancakKi kafamdan geçenler dilimden dökülmeden otosansür uyguluyorum haberiniz olsun.

Hadi şimdi next deyiverinde şöyle çiçekli böcekli bloglara bir göz atın. Arayıda açmam merak etmeyin canlar.