Gerçekten yoruldum artık......
Haftasonu Çeşme benim için çok güzel geçti, Edoşu çok özlemişim resimleri MySis'ten en kısa zamanda alıp koyucam, bir kedisi var Edoşun Mili diye allam böyle köşe yastığı bir kedi olamaz, duman renginde sabahın 6'nda ağzında topuyla odaya gelip hadi oynayalım şeklinde mırlıyor, ama tabi sabahın 6'sı olduğu ve bizimde 5'te yattığımız düşünülürse, Mili ile oynamak nasip kısmet olamadı.
Sole Mare, Babylon, Paparazzi, Marakesh hepsini tavaf ettik, çok güzel eğlendim, denize girdim güzel bir hafta sonu geçirdim. Sezon sonu olmasından dolayı çok fazla kalabalık yoktu, hava çok sıcak değildi. 3 kız aynı oda da yattık hehehe her akşam pijama partisi verdik gibi oldu diyeceğim fakat yatağa yatmamız ile uyumamız bir oluyordu.
Sabah önce bnm uykum bitiyordu sonra Edoş ve MySis kalkıyorlardı.
Edoş'un annesi harika kahvaltı sofraları kurdu.
Meşhur Reyhan pastanesinde, bol çukulatalı pastalarımızıda yedik, pazar akşamı Ankara'nın yollarına düştük.
Bu hafta cuma akşamı tekrardan yollardayım, Artur'a gidiyorum, 3 gün ordayım 30'unda dönüyorum....
Sonra Eylül ayında, tekrar arkadaşımın düğünü için İzmir'e gideceğim, bayramda belki gene yollarda olabilirim.
Sürekli bavul hazırlamalar ve yollara düşmeler....
Yoruldum dedimya, iş yerimde cidden yoruldum, bu iş yerindeki insanların işleri savsaklamasından başkalarının üstüne yıkma çabasından yoruldum.
Şu Ales, Üds falan ne varsa toparlayıp akademik kariyerime devam edeceğim.
Ama yoruldum ben çok yoruldum...
24 Ağustos 2010 Salı
17 Ağustos 2010 Salı
Çeşme for the weekend...
Bizim MySis Big Apple'dan döndü... Hasret neyim giderdik... Annelerle yemek yedik... Bizimkininde hasretine dayanamayan sevgilisi uçağa atladığı gibi geldi.
Hafta sonu Çeşmedeyiz..... Mezuniyetten beri görmediğim Edoşumu görücem, hasret gidericez, yüzücez, güneşlenicez, eğlenicez, içicez, fotoğraflar çekicez.....
Şimdi tatil planları gerçekleşti, benimde bonkörlüğüm tuttu uçakla gelcem ben dedim ahahaha..... Saatler ayarlandı uçak biletimi aldım, Edoşla annesi karşılayacak beni havaalanından.... MySis çoktan orda olmuş olucak Uj ile... Biz sonra onlara katılacağız... Heyecanlı ve mutluyum....
Neyse dün gidiş biletini hallettim dedim akşamınada otobüs biletini alıyım dönüş için oda nesi, yer yok.. Panik panik hemen başka firmalar falan derken buldum MySis'le bana yer.. Pos makineleri çalışmıyormuş, benim yanımda da o kadar nakit yok tabi... Neyse bu akşam sağsalim dönüş biletlerimizede kavuşucam.. Artık sadece saatleri saymak kaldı...
Mr. Wayfarer bırakıyor havaalanına... Filmlerdeki gibi bir diyalog geçti aramızda....
-Beni havaalanına bırakır mısın?
- Sessizlik (o sessizlik anında eminim vericeği cevabın gelecek günlere olucak etkisini düşündü)
- Tabikide bırakırım seni
mutluluk anı......
Kompakt bir tatil olacağından, dikkatli bir kıyafet seçimi olması gerekiyor....
Cumartesi akşamı Flatx2'ye gittik, bir içki içtim o karanlıktada sipariş verirken adını tam anlamamıştım, şimdida hatırlamıyorum ama çok güzeldi, bir daha gidersem gene ondan sipariş vericem....
MySis, annesi, annem ve ben, bizim ordaki Çayyolundaki Big Chefs'e gittik Cumartesi akşam yemeği için, kız kıza 12'ye kadar oturduk yedik içtik ve sohbet ettik... Nasıl kalabalıktı anlatamam size....
Cumartesi öğleden sonra ise Mr. Wayfarer ile çocukluğumuzun parkı Seğmenler Parkında çok eğlendik... Hemde çok... Akşam yemeğine yetişmiyor olsaydık dahada eğlenirdik :)
Hafta sonu Çeşmedeyiz..... Mezuniyetten beri görmediğim Edoşumu görücem, hasret gidericez, yüzücez, güneşlenicez, eğlenicez, içicez, fotoğraflar çekicez.....
Şimdi tatil planları gerçekleşti, benimde bonkörlüğüm tuttu uçakla gelcem ben dedim ahahaha..... Saatler ayarlandı uçak biletimi aldım, Edoşla annesi karşılayacak beni havaalanından.... MySis çoktan orda olmuş olucak Uj ile... Biz sonra onlara katılacağız... Heyecanlı ve mutluyum....
Neyse dün gidiş biletini hallettim dedim akşamınada otobüs biletini alıyım dönüş için oda nesi, yer yok.. Panik panik hemen başka firmalar falan derken buldum MySis'le bana yer.. Pos makineleri çalışmıyormuş, benim yanımda da o kadar nakit yok tabi... Neyse bu akşam sağsalim dönüş biletlerimizede kavuşucam.. Artık sadece saatleri saymak kaldı...
Mr. Wayfarer bırakıyor havaalanına... Filmlerdeki gibi bir diyalog geçti aramızda....
-Beni havaalanına bırakır mısın?
- Sessizlik (o sessizlik anında eminim vericeği cevabın gelecek günlere olucak etkisini düşündü)
- Tabikide bırakırım seni
mutluluk anı......
Kompakt bir tatil olacağından, dikkatli bir kıyafet seçimi olması gerekiyor....
Cumartesi akşamı Flatx2'ye gittik, bir içki içtim o karanlıktada sipariş verirken adını tam anlamamıştım, şimdida hatırlamıyorum ama çok güzeldi, bir daha gidersem gene ondan sipariş vericem....
MySis, annesi, annem ve ben, bizim ordaki Çayyolundaki Big Chefs'e gittik Cumartesi akşam yemeği için, kız kıza 12'ye kadar oturduk yedik içtik ve sohbet ettik... Nasıl kalabalıktı anlatamam size....
Cumartesi öğleden sonra ise Mr. Wayfarer ile çocukluğumuzun parkı Seğmenler Parkında çok eğlendik... Hemde çok... Akşam yemeğine yetişmiyor olsaydık dahada eğlenirdik :)
11 Ağustos 2010 Çarşamba
Biri beni dondursun...
Tam diyorum bu sefer artık daha fazla yazıcam falan, yok böyle bir miskinlik yazamama hali oluşuyor bende... Sıcaklardan bayıldım nefret ettim, tansiyonum hopluyor valla ofiste, ya bide kliması olmayanlar napsınlar?
Geçen sene bu kadar vurmamıştı beni ofiste olma halleri...
Şimdi öncelikle şu büyük firma ile görüşmeye bu sefer çok büyük hayaller kurmadan gittim zaten gittiğim gibide geri döndüm olmadı....
Şimdide kafayı akademikliğe taktım, sonbaharda ALES ve KPDS sınavına giricem, çünkü KPDS ömür boyu geçerli öyle TOEFL gibi iki senede bir derdine düşmem gerekmiyor.....
Şu anki yerimden gitmek için elimden gelen tüm çabalarımı sarfediyorum.....
Bizim kızlar geldi, MySis Big Apple'dan geldi, Drama Queen'de izmirden döndü, tezini suncak ay sonunda....
Eylül ayı ile düğün sezonum açılıyor, özlemiştim bir sene oldu düğüne katılmayalı :P
Geçen hafta sonu.. Neredeyse 2 seneden sonra ilk defa kusmalı falan sarhoş oldum, ıyyyyy.... Mr. Wayfarer'le birlikteyken, yazık çok üzüldü o da..... Tam kustum rahatladım falan derken sabahına baş ağrısı ile uyandım... Tabi benim başağrım migrene çevirince alkolden mi migrenden mi belli olmayan bir şekilde mide bulantıları eşliğinde SanoClinic'in yolları gözüktü.
Bir ağrı kesici bir bulantı gideri iğneden sonra kendime yeniden geldim, yeniden doğmuş gibi oldum migren sonrası yaşama sevinci belirtileri....
Akşama doğru Mr.Wayfarer ile "Get Him to The Greek"e gittik, türkçesi "Zorlu Görev" çok komikti güldük bayağı ama öncesinde bir kumpir yedik...
Kesinlikle tavsiye ederim zaten bence Ankara'da başka kumpirci yok ilk önce Galeria'da açılan şimdide Panora'da olan Kumpir Evi, Süper süper süper... tüm kumpirleri önce mozzerella peyniri ile kaşarın yanına ek olarak fırına veriyorlar süper böyle tadından yenmez güzellikte oluyorlar....
Fiyatlarıda çok uygun ve çok doyurucu.....
Dün akşam bizim Drama Queen ile Tapas'a gittik, hafta sonki mide rahatsızlığından sonra alkole veda etmedim tabi.. ya şimdi içerim yada asla diye... Çok zorlamadan mideyi.....
Mr. Wayfarer yıllık izinde... Evde uyuyor, uyanıyor, bilgisayar, play station, statement of purpose, toefl sınavları ile uğraşıyor... tam tatil yapıyor....
Ben ağustos sonunda gidiyorum tekrar denizime birde eylül ayında inşallah :)
Geçen sene bu kadar vurmamıştı beni ofiste olma halleri...
Şimdi öncelikle şu büyük firma ile görüşmeye bu sefer çok büyük hayaller kurmadan gittim zaten gittiğim gibide geri döndüm olmadı....
Şimdide kafayı akademikliğe taktım, sonbaharda ALES ve KPDS sınavına giricem, çünkü KPDS ömür boyu geçerli öyle TOEFL gibi iki senede bir derdine düşmem gerekmiyor.....
Şu anki yerimden gitmek için elimden gelen tüm çabalarımı sarfediyorum.....
Bizim kızlar geldi, MySis Big Apple'dan geldi, Drama Queen'de izmirden döndü, tezini suncak ay sonunda....
Eylül ayı ile düğün sezonum açılıyor, özlemiştim bir sene oldu düğüne katılmayalı :P
Geçen hafta sonu.. Neredeyse 2 seneden sonra ilk defa kusmalı falan sarhoş oldum, ıyyyyy.... Mr. Wayfarer'le birlikteyken, yazık çok üzüldü o da..... Tam kustum rahatladım falan derken sabahına baş ağrısı ile uyandım... Tabi benim başağrım migrene çevirince alkolden mi migrenden mi belli olmayan bir şekilde mide bulantıları eşliğinde SanoClinic'in yolları gözüktü.
Bir ağrı kesici bir bulantı gideri iğneden sonra kendime yeniden geldim, yeniden doğmuş gibi oldum migren sonrası yaşama sevinci belirtileri....
Akşama doğru Mr.Wayfarer ile "Get Him to The Greek"e gittik, türkçesi "Zorlu Görev" çok komikti güldük bayağı ama öncesinde bir kumpir yedik...
Kesinlikle tavsiye ederim zaten bence Ankara'da başka kumpirci yok ilk önce Galeria'da açılan şimdide Panora'da olan Kumpir Evi, Süper süper süper... tüm kumpirleri önce mozzerella peyniri ile kaşarın yanına ek olarak fırına veriyorlar süper böyle tadından yenmez güzellikte oluyorlar....
Fiyatlarıda çok uygun ve çok doyurucu.....
Dün akşam bizim Drama Queen ile Tapas'a gittik, hafta sonki mide rahatsızlığından sonra alkole veda etmedim tabi.. ya şimdi içerim yada asla diye... Çok zorlamadan mideyi.....
Mr. Wayfarer yıllık izinde... Evde uyuyor, uyanıyor, bilgisayar, play station, statement of purpose, toefl sınavları ile uğraşıyor... tam tatil yapıyor....
Ben ağustos sonunda gidiyorum tekrar denizime birde eylül ayında inşallah :)
26 Temmuz 2010 Pazartesi
Yaz Sıcağında....
Kavurucu bir sıcak var, beni çok etkiliyor.... İşte yemin ederim parmağımı kıpırdatmak istemedim, diyorum ki kendimi havalar çok sıcak bol bol su iç diye, ama saolsun bizim Neboş sürekli çay, kahve getiriyor, çok iyi bakıyorlar üst katta bana....
Ağustos ayı "deserted" bir ay olacağından, Neboşun kahvelerini arayacağımdan sesimi çıkarmıyorum.
Mevsimlere göre ilişkilerde şekillenir, hiç farkettiniz mi bilmem, yaz bitmeye yakın git geller yaşanır, ekim kasım ayında çatırdamalar, aralık ve ocağın soğuğundan çok hissettirmez ayrılık kendini... Şubat ayı mahsun geçer, martta sanki herşey uzakmış gibi gelirken tekrar nisan ayı gelir... kabuğundan sıyrılır herkes.
Hayatta bir doğru var oda "what goes around (definitely) comes around" belki öyle üç beş günde değil ama mutlaka karma sizi hayatınızın bir köşesinden yakalar. Size eskinin acısını tattırır, bu sefer siz diğer taraftan bakan olursunuz.
Şu lafları hiç sevmem "sevdiğin bırak eğer dönerse senindir, dönmezse hiç senin olmamıştır." uffff şıpsevdi sakızı yazıları, sevmiyorum böyle salak sakız içi laflarını.....
Her bitiş aslında yeni bir başlangıçtır.... Ve şuda çok doğrudurki her şerde bir hayır vardır.
Mesela geçen gün telefonum çaldı, bir iş için sizinde cvnizi değerlendirmemizi ister misiniz diye, firma ismi vermeyeceğim ama alkollü içki piyasasında Türkiye'nin %83'nü elinde tutuyor.....
Siz isteyin, isterken ne istediğinize de çok dikkat edin...
Mesela çok zengin bir sevgiliniz vardır, eğitim öğretim tavanda, altında arabası.. İlk zamanlarda sevgi böcüğüsünüz fakat o da ne 6 ay sonrasında herif size bok gibi davranıyor.... Sizde allam nolursun benim mutlu eden düzgün birini karşıma çıkar diyorsunuz... ve buummmm..... sizi seven, mutlu eden fakat anca geçinen bir sevgili çıkıyor karşınıza..... Tam terside olabilir, zengin olsun dersiniz herif size bok muamelesi yapar....
Çok para kazandığım bir işim olsun... Bummmm sonra magazin dergilerine kapak olacak açıklamalar, 30 yaşına gelmiş annesinin bulduğu insanlarla evlenme senaryoları işten aşka vakit yok. Ama çok zenginim......
Bu sıcaklar adamı yorar....
Ağustos ayı "deserted" bir ay olacağından, Neboşun kahvelerini arayacağımdan sesimi çıkarmıyorum.
Mevsimlere göre ilişkilerde şekillenir, hiç farkettiniz mi bilmem, yaz bitmeye yakın git geller yaşanır, ekim kasım ayında çatırdamalar, aralık ve ocağın soğuğundan çok hissettirmez ayrılık kendini... Şubat ayı mahsun geçer, martta sanki herşey uzakmış gibi gelirken tekrar nisan ayı gelir... kabuğundan sıyrılır herkes.
Hayatta bir doğru var oda "what goes around (definitely) comes around" belki öyle üç beş günde değil ama mutlaka karma sizi hayatınızın bir köşesinden yakalar. Size eskinin acısını tattırır, bu sefer siz diğer taraftan bakan olursunuz.
Şu lafları hiç sevmem "sevdiğin bırak eğer dönerse senindir, dönmezse hiç senin olmamıştır." uffff şıpsevdi sakızı yazıları, sevmiyorum böyle salak sakız içi laflarını.....
Her bitiş aslında yeni bir başlangıçtır.... Ve şuda çok doğrudurki her şerde bir hayır vardır.
Mesela geçen gün telefonum çaldı, bir iş için sizinde cvnizi değerlendirmemizi ister misiniz diye, firma ismi vermeyeceğim ama alkollü içki piyasasında Türkiye'nin %83'nü elinde tutuyor.....
Siz isteyin, isterken ne istediğinize de çok dikkat edin...
Mesela çok zengin bir sevgiliniz vardır, eğitim öğretim tavanda, altında arabası.. İlk zamanlarda sevgi böcüğüsünüz fakat o da ne 6 ay sonrasında herif size bok gibi davranıyor.... Sizde allam nolursun benim mutlu eden düzgün birini karşıma çıkar diyorsunuz... ve buummmm..... sizi seven, mutlu eden fakat anca geçinen bir sevgili çıkıyor karşınıza..... Tam terside olabilir, zengin olsun dersiniz herif size bok muamelesi yapar....
Çok para kazandığım bir işim olsun... Bummmm sonra magazin dergilerine kapak olacak açıklamalar, 30 yaşına gelmiş annesinin bulduğu insanlarla evlenme senaryoları işten aşka vakit yok. Ama çok zenginim......
Bu sıcaklar adamı yorar....
14 Temmuz 2010 Çarşamba
Back from Tranquillity....
Tatilden döndüm, bahsetmiş olduğum resimleri henüz kıçımı kaldırıp bilgisayara yükleyemedim, pazartesi günü ofise geldiğimde tam bir haftalık iş masamda yığınla beni bekliyordu, filmlerdeki gibi deste kağıt vardı. Yazılması gereken yönetim kurulu kararı, o kararın iç yazışmaları falan derken pazartesim çabucak geçiverdi.
Ankara yanıyor hatta kaynıyor, tam en sıcak havasına gelmişim buranın allahtan ofiste klima varda sorunsuz bir şekilde oturuyoruz. Yıllık izin zamanları üniversitede kimse kalmadı ofisler kapalı, aradığımız kişiler yerinde yok falan hafif sakin geçiyor, ama yarın üniversite puanları açıklanıcak, o zaman gene tercihler için heyecanlı bir sürü yeni öğrenci ile dolacak burası. Öyle böyle derken ağustos ayına az bir zaman kaldı, bakalım benim görev değişimim ne zaman olucak.
Dün kafamda yazmak için bir sürü post konusu vardı fakat bugün tam bir boşluk var kafamın içinde. Gezegenlerin dizilişinden midir, yada 11 Temmuzdaki tutulmadan dolayımıdır nedendir bilmiyorum, kafamın içine girseniz kaybolursunuz öyle böyle değil bir ton düşünce var ve galiba amerikan filmlerinde olduğu gibi gerçeklik ve hayali birbirinden ayırdedememe durumu yaşıyorum, kafamdaki düşüncelere inanıyorum, bunlarıda bir güzel sanki yarın gerçeleşecekmiş gibi Mr. Wayfarer'e anlatıyorum, çocuk bunaldı artık sıkıldı, çokda haklı...
Dün kendisiyle şakalaşırken "kalpsizsin sen" dedi bende üzülmemek için kalbimi çıkardım bir kavanoza koydum dedim hatta dedim benim kavanozum çingene pembesi ama mat bir renk değil açık renkli kapağıda altın renginde ruhuma yakışan allı pullu. Seninki nasıl dedim o çok tarif edemedi, yazık.....
Dün ofiste b
enim eski katımdaki çayocağından kahve almak için aşağıya indim, çok sevdiğim(!) insanlardan biri ne kadar neşeli, güzel ve cıvıl cıvıl göründüğümü söyledi sonrasında da yoksa evleniyor musun diye sordu; hahahahah.... NEDEN?
Evlenen insanlar mı sadece öyle neşeli şenşakrak gezerler? Güldüm keşke evlensem dedim ahahah ne diyim, ayak üstü bir hikayede yazabilirdim ama allah muhafaza sonrasında nerden ne hikayeler duyabilirdim. Sonrasında da hala kalbin boş mu diye büyük bir acıyla sordu...
Akşam annemle Fransız Büyükelçiliğine 14 Temmuz kutlamalarına gideceğiz.
Ankara yanıyor hatta kaynıyor, tam en sıcak havasına gelmişim buranın allahtan ofiste klima varda sorunsuz bir şekilde oturuyoruz. Yıllık izin zamanları üniversitede kimse kalmadı ofisler kapalı, aradığımız kişiler yerinde yok falan hafif sakin geçiyor, ama yarın üniversite puanları açıklanıcak, o zaman gene tercihler için heyecanlı bir sürü yeni öğrenci ile dolacak burası. Öyle böyle derken ağustos ayına az bir zaman kaldı, bakalım benim görev değişimim ne zaman olucak.
Dün kafamda yazmak için bir sürü post konusu vardı fakat bugün tam bir boşluk var kafamın içinde. Gezegenlerin dizilişinden midir, yada 11 Temmuzdaki tutulmadan dolayımıdır nedendir bilmiyorum, kafamın içine girseniz kaybolursunuz öyle böyle değil bir ton düşünce var ve galiba amerikan filmlerinde olduğu gibi gerçeklik ve hayali birbirinden ayırdedememe durumu yaşıyorum, kafamdaki düşüncelere inanıyorum, bunlarıda bir güzel sanki yarın gerçeleşecekmiş gibi Mr. Wayfarer'e anlatıyorum, çocuk bunaldı artık sıkıldı, çokda haklı...
Dün kendisiyle şakalaşırken "kalpsizsin sen" dedi bende üzülmemek için kalbimi çıkardım bir kavanoza koydum dedim hatta dedim benim kavanozum çingene pembesi ama mat bir renk değil açık renkli kapağıda altın renginde ruhuma yakışan allı pullu. Seninki nasıl dedim o çok tarif edemedi, yazık.....
Dün ofiste b
enim eski katımdaki çayocağından kahve almak için aşağıya indim, çok sevdiğim(!) insanlardan biri ne kadar neşeli, güzel ve cıvıl cıvıl göründüğümü söyledi sonrasında da yoksa evleniyor musun diye sordu; hahahahah.... NEDEN?Evlenen insanlar mı sadece öyle neşeli şenşakrak gezerler? Güldüm keşke evlensem dedim ahahah ne diyim, ayak üstü bir hikayede yazabilirdim ama allah muhafaza sonrasında nerden ne hikayeler duyabilirdim. Sonrasında da hala kalbin boş mu diye büyük bir acıyla sordu...
Akşam annemle Fransız Büyükelçiliğine 14 Temmuz kutlamalarına gideceğiz.
8 Temmuz 2010 Perşembe
Ben Tatildeyken Vol:1
Simdi benim yillik iznim gecen sene 13 gununu Big Apple'da kullandigimdan oturu 7 gunu kalmisti. Tabi 7 gun ve makam degisikliginden oturu Mr. Wayfarer ile bir plan program icine giremedik, bizde annecim ile birlikte tasi taragi topladik ve bir haftalik yillik izinimi degerlendirmek icin Artur'a hayatimda en huzurlu hissettigim yere koyume geldik, annemler 30 ben de 25 senedir burda yazlarimi degerlendirmekteyim, evet burdan baska bir yerde degerlendirmeyi hic dusunmedim...






Tatile gelmeden once bu senenin modasi olan cirt pembe diye tabir ettigimiz ojelerden bende aldim ve cok buyuk bir heyecan icersinde surdum tirnaklarima.. Siz soyleyin hangisi daha pembe tirnaklarim mi terliklerim mi? Mr. Wayfarer, annem ve anneannem hepsi bunun benim rengim olmadigi konusunda hem fikirler, hatta Mr. Wayfarer rengiminde giderek kararmasi ve bu renkteki ojelerimden dolayi cinge bir ruha sahip olup olmadigimi sorguluyor...

Daha once yazmis oldugum postlardaki dilegimi gerceklestiriyorum ve annemle birlikte plajda oturup guneslenip kitap okuyup turk kahvemi yudumlayip denize girip etrafimi izliyorum... iste benim plaj keyfim.....Bu arada Mr. Wayfarer benim Ahmet Umit'i nekadar cok sevdigimi bildiginden bana son kitabi "Istanbul Hatirasi'ni hediye almis hatta ve hatta Ahmet Umit imzali benim icin gercekten cok guzel ve anlamli bir hediye oldu, bir solukta okudum kitabi ve gercekten hayran kaldim, hatta anneannemin egemenligindeki televizyonda bir ara Ahmet Umit'in okuyuculari ile birlikte bir Istanbul turu yaptiklarini duydum, romanda gecen tum yerleri gezmisler, cok isterdim bende katilabilmeyi, Ahmet Umit ile beraber gezmeyi Istanbul'u....

Burada gunler cok sakin ve sessiz geciyor cok cok cok huzurluyum bir onceki postumdaki ruh halimden eser yok gercekten, zaten soyle bir gun batiminda kim huzursuz olabilir ki?
Oyle boyle derken gunler hizli hizli geciyor... Pazar gunu bana verilen surenin sonuna gelmis olacagim, daha cok resimler cektim henuz onlari aktaramdim asil Vol2'yi yemek bolumune ayirdim, Cunda Adasi'ndaki Bay Nihat'ta yedigim o yemekleri sizlerle paylasacagim....
Denizden cikan ne varsa yiyebilirim gercekten:)

Bu arada sizlerle birde gene bizim evin bahcesini mesken tutmus kedicigi paylasmak istiyorum bir tanede yavrusu var fakat onun resmini cekemedim cunku kendisi insanlarla henuz barisik degil annesi ise izin versek aksam benimle ayni yatakta yatabilir o kadar simarik birsey, bu arada kedicigi sizlerle paylasirken gene cok severek aldigim alli pullu parmak arasi terliklerimide gormus oldunuz:)

Bu postuma son verirken sizlere bizim plajdan bir manzara ile ugurlamak isterim bu arada bir haftadir verdigim sozu tuttum ve ne televizyon nede gazete okumadim zaten televizyon istesemde izleyemem kumanda anneannemin egemenligi altinda:)
Bu arada gelecek hafta cumartesi gunu Harbiye acik hava konserlerinin baslayacagi haberinide almis bulunuyorum, hatta ilk konser Candan Ercetin'in..Yani bana bu yapilir mi... Gitmem lazim benim o konsere birdaha birdaha her sene oldugu gibi bu senede canli canli dinlemeliyim kendisini.....
30 Haziran 2010 Çarşamba
Nervous Break Down

Dün aynı resimlerdeki gibi hissettim, çok yazık oldu. Gereksizdi ama dayanamadım. Her insan yaptığı işten takdir edilmek ister, eğer takdir edilmezlerse motivasyon düşer, şimdi yıllardır yönetici olarak çalışanlar, yöneticiliğ nasıl tanımlıyorlar bilmiyorum. Bizim üniversitede idari eleman değerlendirme formu var bunlarıda birim amirleri dolduruyor. Neden bizde yöneticileri değerlendirmiyoruz, ben mesela benim birim amirime iletişimden en düşük notu verirdim, kendisi beni eşşek başı yerine koymayı çok sever.
Neyse efendim, başka konularda konuşuyum, bu hafta sonu yıllık iznimin kalan bölümünü geçirmek üzere tatile gidiyorum, zaten bir hafta kalmış tatilim gerçekten hiçbirşey yapmayacağım denize girmek ve güneşlenmekten başka.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)