20 Haziran 2011 Pazartesi

You have gone what?

Hatter: Have I gone mad?
Alice: I'm afraid so. You're entirely bonkers. But I'll tell you a secret. All the best people are.

 All the best people are.......

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Ama bana öyle demişlerdi....

Geçen hafta, geçen haftada kaldı, hava hiç düzelmedi, geçen hafta üzüldüm, geçen hafta mutlu oldum, güldüm, geçen hafta artık geçmişte kaldı.
 
Geçen hafta benim biricik annemin doğum günüydü kendisine özel bir pasta sipariş ettim ve mükemmel lezzetli sanat eseri bir pasta ile karşılaştık. Çok çok lezzetliydi, hatta akşam yemeğine Mezzaluna'ya gitmiştik pasta kesildikten sonra geri kalanınıda paket olarak eve götürdüm... Burcu Hanim'a yapmış olduğu bu lezzetli ve güzel pastadan dolayı teşekkür ederiyoruz arzu edenler şurdan pastalara ulaşabilir http://kurbispastatasarim.blogspot.com/  . Annem yaz tatilini, deniz ve güneşi çok özlemiş olduğundan kendisine deniz kum ve güneş temalı bir pasta sipariş ettim, resmini çektim pastanın fakat henüz eklemeye fırsatım olmadı.

Cumartesi günü arkadaşlarımla rakı balık yaptık, valla bana çok iyi geldi, uzun zamandır cumartesi akşam dışarı çıkmamıştım iyi oldu, araba kullanmıyor olsam daha o rakıyı içerdikte, beşimizde araba kullanınca biraz kararında bırakmak zorunda kaldık...İyide oldu aslında böyle tadı damağımızda kaldığından en yakın zamanda tekrar yapabiliriz.

Haftaya değişik başladık, çünkü taşındık, yeni katımızdayız...Böyle açık ofis modundayız artık duvarlarımız yok ahahaha çok edebi oldu, duvar yerine cam var... Herkesin ne yaptığı ne ettiği ortada...Daha çok neyin ne olduğunu tam anlayabilmiş değiliz.

Zaman o kadar hızlı geçiyorki, bu cuma ben buraya geleli yani şu yeni görevime getirilileli bir sene olmuş olucak, aralıkta ise (eğer ben hala burda olmuş olursam) tam anlamıyla resmi olarak burda olmanın birinci senesi dolucak, şimdi geriye baktığımda nasıl da geçti diyemiyorum, sadece mutsuzluk, üzüntü, stres ve uykusuz geçirdiğim akşamlar var... Noldu peki?..... ben üzüldüğümle kaldım başka hiçbirşey olmadı...

 Her akşamın bir sabahı vardır, hah işte ben o sabahı bekliyorum....

25 Nisan 2011 Pazartesi

Binlerce binlerce..

Kafamda binlerce binlerce farklı kimi hızlı hızlı dolaşan kimi süzüm süzüm süzülen düşünceler var. İlk olarak pazar günü girdiğim Ales sınavı. Ben çok bıktım artık bu Ösym'den. Biride çıkıp tamam artık yeter hadi dağılın demiyor, hataları örtpas ediliyor, bir çok gencin hayatıyla oynanıyor. Hazirandaki sınavlarda bu çocuklar eminim şifre arayacaklar. Sınava kolye, küpe kalem almıyor adamlar, sınav sonrasında yok şifre yok yanlış basılmış sorularla ortaya çıkıyorlar. Bu insanların yok mu sınava giren akrabaları falan, bazı şeyleri anlamaları için illa bir tanıdıklarının madur olması mı lazım. Yazık gerçekten çok yazık. Kendilerine bir dev aynasından baksınlar.
 
 Bu sınav konularında uzun uzun konuşabilirim. Ama herkes yeterince konuşuyor bu konuyu.
 
Geçen hafta gene vicdanımla yüzleştim, çok derin bir muhabbet oldu... İlk başlarda sohbet sonrasında ağlamaklı çıkardım vicdanımın yanından artık daha kontrollu çıkıyorum. İş yerinde geçen hafta yaşadığım küçük bir olay beni etkiledi. Hem yaşına hemde iş yerindeki kimliğine yakıştıramadığım bir olaydı. Onun üzerine konuştuk, artık benimde harekete geçmem gerektiğinden bahsetti. Zamanında bazı şeyleri neden söyleyemediğim üzerinede ahkam kesti... Seviyorum vicdanımı.

Okulun bitmesine az kaldı, mezuniyet zamanı benim işlerim artıyor. Birde yeni kayıt dönemi başımı kaşıyacak vaktim olmuyor. Keşke bende öğrenci olsaydım, dersten çıkıp derse girseydim, ödev final sunum üçgeninde yaşasaydım. Yaz tatili geliyor diye sevinseydim. Ama ben onları çok uzun zaman önce kaybettim, şimdi başka şeylerin peşinden koşuyorum, hayatın acımasızlığını yaşıyorum, güvenli arkadaş ortamından vahşi iş yaşamının tadına varıyorum. Eğiliyorum ama kırılmıyorum. Boş vermeyi, insanlara gereksiz yere değer vermemeyi öğreniyorum, hata yapıp hatalarımdan ders alıyorum, daha önce yapmam gereken ama yapmadığım, hayatımdan bazı insanları çıkarıyorum.
 
Dün bir yazı okudum gazetede, insanlar acılarının verdiği etkiyle kendileri için birşeyler yapıyorlar, örnek olarak saçlarını kestirmek, spora başlamak  gibi. Neden acıdan dolayı yapmaya başlanmalıki, insan kendisi için mutlu olmak için yapmalı. Bunun üzerine düşündüm, haklı... Sonra dedimki sen kendin için ne yaptın? Bireysel farkındalık önemli.
 
İşten çıkmama dakikalar kalmışken şu an bana mutluluk veren pazartesi iş gününün sonuna gelmek. 1'i gitti kaldı 4'ü.

4 Nisan 2011 Pazartesi

Giden Sevgilinin Ardından...Hangi sevgili?

Bence her kadın ayrılık sonrası istediği kadar, kendine yettiğini düşündüğü kadar bunalım takılabilir. Ayrılık insanı yorar, zihin olarak yorar, fiziksel olarak yorar... Ayrılıklar çok şekillidir çünkü herkesi ayrılığı kendinedir. Herkesin ayrılığı kendinedir, isterse günlerce içer içer ağlar, isterse dilediğince gözleri pörtleyene kadar aşk filmi izler. Herkes farklı şekillerde yas tutar. (Bu ne biçim lise kompozisyon sınavı giriş cümlesi gibi otur sıfır bana)

En sevmediğim ve gerçektende hiç mi hiç bir etkisi olmayan tek şey, ayrılık sonrası etraftakilerin "üzülme bak, gerçekten hayırlısı oldu" demesidir, HAYIR o an için hiçbir şey hayırlısı değildir ve ben kendim karar verene kadar da hayırlısı olmayacaktır, onun için susun ve benim anlattığım herşeye "haklısın" deyin, kafa sallayın, sürekli aynı şeyleri tekrar tekrar anlatmamdan sıkılmayın.

Her ayrılık acısı yaşayan kızın dilediği kadar eşofmanları ile oturma, tv izleme, saçlarını yıkamama, cips yeme ve ağlama hakkı vardır, buna kimse engel olamaz. Hadi dışarı çıkalım biraz hava al, kafan dağılır cümlesini her kim kurarsa hayatının hatasını yapar, kafamı dağıtmak isteseydim bunu sevgilimle yapardım ama fark ettiysen oda yok. Onun için lütfen ama lütfen beni rahatsız etme sevgili arkadaşım.

Bir ikinci grup ise, zaten siz olmuyorduz, biz çok sevmiyorduk onu diyen grup. Madem öyle düşünüyordun, bu cesaret nerden geldi bir anda, daha önce neredeydin.

Ayrılık zor, ayrılığın atlatılma süreci daha zor, kimileri ilişkinin unutulma süresi olarak toplam beraber olunan zamanın yarısı kadar sürenin geçmesi gerek der, mesela bir sene çıktıysanız altı ayda unutursunuz gibi, kimileri ise toplam ilişki süresi kadar der. Bu tamamiyle kişiye göre değişkenlik gösteren bir durumdur. Bence bir zaman kavramı yoktur.

En sevdiğim ayrılık modelleri ise, severek ayrılanlardır, her iki tarafta seviyordur ama dış faktörler yüzünden beraber olamıyorlardır. En lezzetlisi odur, böyle başka bir yerde karşılaştığında için titrer, göz göze gelirsin o zamanlar aklına gelir. Acaba dersin doğrusu bu muydu? Emin ol bebeğim doğrusu oydu.

En sevmediklerim ise (ki çoğunluk böyle) bir tarafın ilişkiyi bitirmeye karar verdiği andır. Karar veren için kolaydır, yara bandı taktiğini kullanır. Bir kerede acı vermeden. Türlü şekilleri vardır, başkasını seviyorum, sorun bende, sen daha iyilerini hak ediyorsun, ben sana istediğini veremem vb. gibi.
 
Canımın için tüm o bahaneleri al ve bi tarafına montele...... Bahane söylenmiş top karşı tarafa atılmıştır. Kararını veren ufak bir üzülme oyunu yapar kafasından ise hadi bitsede gitsek der, konuşulur terk edilen taraf hüzünlü gözlerle hatanın kendisinde olduğunu düşünerek ortamdan ayrılır.... Ve işte en başta anlattığım süreç başlar..... Ardından bahaneleri sıralayan kişi, hemen bir sonraki avının peşine düşer.

Öyle bir ruh haline girerki, kraldır o. Bir tarafımın kralı..... Neyse uzun lafın kısası... Ayrılık her bünyede farklı yaşanır, yaş, dil, din ayırt etmez... Her kızın eşofmanla oturma saçlarını yıkamama hakkı saklıdır... Günü gelince kullanılır.

31 Mart 2011 Perşembe

"It's not the goodbye that hurts, but the flashbacks that follow"

21 Mart 2011 Pazartesi

Uzaklardan Geldim

Uzaklardan geldim ben kimsenin bilmediği görmediği yerlerden... Gezdim dolaştım gene döndüm yerime. Geçen gün vicdanımla konuşuyoruz, bu aralar vicdanımla çok konuşur olduk, size önce vicdanımdan bahsetmek istiyorum, vicdanım otuzbeş yaşlarında (ben öyle düşünüyorum) Hacettepe Üni. mezunu iyi eğitim almış, bence evli, kariyer yapmış eril bir vicdan. Daha çok ben konuşuyorum o dinliyor. Her hafta bir kere mutlaka konuşuyoruz. Geçen günlerde Ankara kar altında kaldığında konuşamamıştık, sitem etti ertesi hafta, küsmüş falan. Bide sormayın gitsin çok yoğun vicdanım ben istediğimde değil o istediğinde konuşabiliyoruz.

Bazen vicdanım beni dinlemiyormuş gibi geliyor, böyle sürekli bakıyor sanki dinlemiyor kafasından eski sevgililerini düşünüyormuş gibi yapıyor, ama sonra öyle bir soru soruyorki vayyy dedirtiyor bana.

Nedense vicdanımla her yaptığım sohbet sonrasında yorgun düşüyorum bu yorgunluğumum tek suçlusu vicdanım çünkü hep beni konuşturuyor. Bir gün sinirlenicem hadi sen anlat diyeceğim bakalım neler anlatıcak.

Pazartesilerini oldum olası sevemedim gitti, haftaya salı günü başlasak ve geriye sadece dört gün kaldı çalışmak için desek. Pazartesi haberin olsun seni sevmiyorum. Çık benim hayatımdan.

Bana hergün cuma öğleden sonrası olsun. Haftaya cuma sabahları başlayım ve cuma öğleden sonra bitsin.

Bugün ofise evrak geldi ilgi falanca diye dört tane ekten bahsediyor, evrak mdr. dediki bizde yok o evrağın eki, napcam ben Yok'u aricaksın allahhhhhhhhh... sanki bana tutşu iki kenarından kaldır dünyayı. Yok'u mu ariycam... Sanki düşman hattına sızıcam bende öyle bir karın ağrısı oluştu. Aradım, tabikide aradığım yere ulaşamadım. Daha öncede bir aramıştım orayıda allam telefondaki teyze azarlamıştı yok orası santralmıymış falan götüngen yani.

Hadi bu kadar yeter...

6 Ocak 2011 Perşembe

Son zamanlarda herşeyin üstüste gelmesi nedeniyle ben kendimi biraz dinlenmeye alıyorum, hayatımın son iki senesini çözmeye ve tanımlamaya çalışıyorum, hatalar yaptım sessiz kaldım kimselere danışamadım hep kendim yaparım hallederim dedim. Ama olmadı bu makine bir süre sonra kendisini kapadı... Beynim aslında benim istediğim şeyleri yapmıyor, başka şeyler yapıyor. Sorguluyorum neler yaptım ben diye, vede neler yapmak istiyorum. Verdiğimiz kararlar herzaman hayatımızdan bazı şeyler çıkarmak, geride bırakmak, unutmak demek oluyor. Eskiyi iyice bitirmeden yeniye alışamıyorsun.. Sessizlik hakim oluyor.

Bende şimdi yoğun bir sessizlik var.... Kafam ve vucudum ayrı çalışıyor, biliyorumki her sabah kalkıp işe gelmem gerekiyor, aynı yollardan geçip aynı trafik ışıklarında durmam gerekiyor.  Farklı yollar lazım kafanın çalışması için. Haftasonu için istanbula gidiyorum, ama dönüş gene burası olucak... Bekliyorum, hadi artık yürüme zamanı demesini bekliyorum evrenin ama biliyorum 2011 benim için iyi bir sene olucak....

Fakat benim birazda olsa dinlenmem lazım, kafa tatiline çıkmam lazım.. Hayata dışarıdan bakmam lazım, yeni kararlar alıp yeni uygulamalarda bulunmam lazım. Ocak ayını bi bitirmem lazım... Kendimi daha iyi tanımam lazım. En azından akşamları düzenli uyumam lazım.