Hafta sonu İstanbul'daydım çok eğlendim çok mutluydum. Yasom, Deniz Kuşum hep beraberdik uzun zamandır görmüyordum kendilerini.
Cumartesi günümüz Avrupa Yakasına ayrıldı, heryerini gezdik bol bol yürüdük, hava çok güzeldi, karşıya geçerken deniz foşur foşurdu motorun arkasından, hatta tam Yaso'ya insan yaşadığını hissediyor diyordumki, foş üstüme su geldi tam anlamıyla yaşadığımı hissettim. Akşam BiBuçuk'ta yemek yedik kesinlikle tavsiye ederim kendimi mutlu ve huzurlu hissettiğim ender yerlerden birisiydi. Bazı restoranlar benim için huzurlu oluyor kendimi iyi hissediyorum BiBuçuk bana bunu hissettirdi garsonlarda çok nazik ve ilgililer yanlız cumartesi akşamı "walk-in" olunca yer sorunu olabiliyor ben rezervasyon yaptırılmasını öneririm. Atlas pasajına girmeden olmazdı, bir şal ve yüzükle Atlas Pasajını kapadım.
Pazar günü Deniz Kuşumda bize katıldı Cadde Bostan Sahil ve Cadde yaptık, sonra tekrar eve dönüş çantamı kapadım, hoop kendimi tekrar Ankara otobüsünde buldum.
Bu arada İstanbul'a gelirkenki internet bağlantısı ve dönerkenki internet bağlantısı arasında bayağı fark vardı. Yanlız Varan'da yemek servisini neden kaldırmışlar anlayamadım. Muavine dedim sen bana bir sandviç daha ver.
Offf çok güzeldi deniz kokusunu doya doya içime çektim, Ortaköy'de kumpir yemeğide unutmadık tabikide, yapılması gereken herşeyi yaptık.
23 Mart 2010 Salı
10 Mart 2010 Çarşamba
İsyan ediyorum yaa...
İsyanlardayım kimse ellemesin beni uzun zamandır beklediğim Alice in Wonderland nihayetinde vizyona girdi fakat oda nesi Türkçe dublajlı... Parmağımı basıyorum birkaç noktaya. Öncelikle neden her sinemada oynamıyor, ne biliyim Panora, Gordion, Bilkent gibi. Neden orijinal bildiğimiz anam babam usülü Türkçe altyazılı versiyonu yok. Vede hangi aklı selim insan bir Tim Burton filminin çocuk filmi olabileceğini sanmıştır. Hadi diyelim sen Tim Burton kim bilmiyorsun, yani filmi satın almışsın dublajlıyorsunuz ee hiç mi izlerken "bi dakka ya, bu çocuk filmi değilki" demediniz. Bu ne kendini bilmezliktir, çok isyanlardayım, yetkili merci kimse söyleyin yazı yazıcam. Vercem veriştircem. Böyle bir heves internetten gördükki Armada da orijinalmiş, kalktık gittik oda nesi, türkçe. Girmedim valla geri döndüm. Ben böyle zulüm böyle salaklık görmedim.
Bir gönlümce "You're all late for tea" izleyemedim yada "I need a pig here" ufffffffffff gelmeyin üstüme...
Bir gönlümce "You're all late for tea" izleyemedim yada "I need a pig here" ufffffffffff gelmeyin üstüme...
2 Mart 2010 Salı
1 Mart 2010 Pazartesi
Don't Go Breaking My Heart, from Elton John& Kiki Dee
Demişki bir zamanlar Grace Kelly, The Country Girl filminde 1954 yılında "The last time we talked, Mr. Dodd, you reduced me to tears. I promise you, it won't happen again." Sonra favori ismim Mika, onu Grace Kelly şarkısına koymuş ki şu aralar kafamda sürekli dönüp duran tek şarkı sabah akşam dinlediğim, haydi ne duruyorsunuz sizde dinleyin. Bide eskilerden başlıkta yazmış olduğum Don't go Breaking My Heart'ı dinleyin....
Şu aralar kalp kırıklıkları yaşayanlar varsa iyi gelir, bide gene favorim Mika'dan "Relax, Take it Easy" uff çok güzel. Sesi açaraktan dinleyin.
Şu aralar kalp kırıklıkları yaşayanlar varsa iyi gelir, bide gene favorim Mika'dan "Relax, Take it Easy" uff çok güzel. Sesi açaraktan dinleyin.
23 Şubat 2010 Salı
What he says...
Günler geceleri kovalarkan hayat dediğimiz şu akıntı devinimle hızla akmaya devam ederken, nefes almak için tutuntuğumuz taş elimizi kesebilir, her taş sektirmelik olan düzlerden değildir. Elin kanar, geçer o kesik izi orda kalır, sen ona bakarsın taşı nasıl tutman gerektiğini anlarsın.
Gene günlerin geceleri kovaladığı birgün pencereden dışarı bakıyorum, kaç gündür yağan yağmurlar fırtınalar durulmuş güneş açmış, güneş ama daha korkak bulutların arkasına saklanmış, sonra şu sözü hatırlıyorum "her gecenin bir gündüzü vardır"
Paulo Coelho sevdam aldı beni benden gene bu sefer, son günlerde ihtiyacım olduğunda bana ihtiyacım kadar yardımcı olan yazılar beni bulmakta, en son hangi yazı buldu beni burda yazmayacağım fakat Aziz Nesin'den "Sen söylemeden de ben biliyordum" dersem sizde hızlı bir Google araştırması yaparsanız herşey açıklığa kavuşur diye düşünüyorum. Gel gelelim bizim Paulo'ya bakalım Piedra Irmağı'nın kıyısında oturup ağlarken neler söylemiş:
"Every day, God gives us, as well as the sun, a moment when it is possible to change anything that is causing us unhappiness. The magic moment is the moment when a "yes" or a "no" can change our whole existence. Every day, we try to pretend that we do not see the moment, that it does not exist, that today is the same as yesterday and that tomorrow will be the same too. However, anyone who pays close attention to his day will discover the magic moment...a moment in which all strength of the stars flows through us and allows us to perform miracles."
By Paulo Coelho, from the By the River Piedra I sat Down and Wept
Bu arada "...causing us unhappiness" cümlesinde sadness kelimesini kullanmaması ayrıca dikkatimi çekti, hatta hoşuma gitti.
Gene günlerin geceleri kovaladığı birgün pencereden dışarı bakıyorum, kaç gündür yağan yağmurlar fırtınalar durulmuş güneş açmış, güneş ama daha korkak bulutların arkasına saklanmış, sonra şu sözü hatırlıyorum "her gecenin bir gündüzü vardır"
Paulo Coelho sevdam aldı beni benden gene bu sefer, son günlerde ihtiyacım olduğunda bana ihtiyacım kadar yardımcı olan yazılar beni bulmakta, en son hangi yazı buldu beni burda yazmayacağım fakat Aziz Nesin'den "Sen söylemeden de ben biliyordum" dersem sizde hızlı bir Google araştırması yaparsanız herşey açıklığa kavuşur diye düşünüyorum. Gel gelelim bizim Paulo'ya bakalım Piedra Irmağı'nın kıyısında oturup ağlarken neler söylemiş:
"Every day, God gives us, as well as the sun, a moment when it is possible to change anything that is causing us unhappiness. The magic moment is the moment when a "yes" or a "no" can change our whole existence. Every day, we try to pretend that we do not see the moment, that it does not exist, that today is the same as yesterday and that tomorrow will be the same too. However, anyone who pays close attention to his day will discover the magic moment...a moment in which all strength of the stars flows through us and allows us to perform miracles."
By Paulo Coelho, from the By the River Piedra I sat Down and Wept
Bu arada "...causing us unhappiness" cümlesinde sadness kelimesini kullanmaması ayrıca dikkatimi çekti, hatta hoşuma gitti.
11 Şubat 2010 Perşembe
Gone with the Wind...(Not the movie, us)
Sanırım 45 kilo falan olsaydım bugün uçmuş gitmiş olabilirdim, bu nasıl bir rüzgardır yaa. Sadece yolun karşısına geçicem yemek yemeye ama ne mümkün. Beremi kulaklarıma kadar indirmişim zaten genede üşüyorum. Açtık ofiste klimayı 30 derecede ısınıyoruz, koridordaki tüm kapılar kapalı soğuk zira hava çok soğuk. Toz toprak damı havada ne böyle, gri değil de hafif bir kahverengilik var. Eğer dünkü kurallar geçerli olursa birazdan yağmur yağmalı ve gökkuşağı çıkmalı...
Birkaç gündür gazetelerde hayvanlara yapılan işkencelerle ilgili haberleri okuyorum yüreğim dayanamıyor, Bodrumda kediyi öldürüp kanını içen kadın, eve hacize giden memurun bahçedeki köpekten korkup veteriner çağırtıp uyutması. Hadi ilk olay tam bir psikopat durumu da, bu ikinci olayda be adam madem korkuyorsun neden öldürüyorsun hayvanı, sana bu hakkı kim veriyor. Birde veteriner çağırmış, o veteriner neden yok yapamam demiyor. Sokak köpeği değil ki bu sahipli hayvan. Köpek sahibesinin en üst makamlara gitmeye davet ediyorum.
Dün akşam arkadaşlarla langırt oynadık, çok özlemişim valla çok eğlendim langırtta hele o "atan kazanır" durumuna bayılıyorum, bu arada fırfır yok bilek gücüyle:) Dart oynadık bide ama o konuda çok iddalı değilim, ama genede belirtiyim sonuncu olmadım :)
Bide gene Bejeweled oyununa sardım tüm gün oynayabilirim, amerikaya hem giderken hem dönerken büyülenmiş şekilde onu oynuyordum, şimdi ofisteki bilgisayarada indirdim orada da oynuyorum hatta hem telefonla konuşup hem oynuyorum, huzurluyum......
Dün akşam hep birlikte yemek yemeye gittik, gitmeden önce Sengör'ün ofisinde beklerken çekirdek çitliyorduk, çekirdek çitlemeyide özlemişim valla, geçtik çöp kutusunun başına çıt çıt... Tam böyle etli bir çekirdek çitliyordumki büyük bir keyifle pıt diye kendini çöpe attı, mutsuzluk anı oldu benim için, burdan yola çıkarak size Umut Sarıkaya'nın "Umut Sarıkaya Tipi Mutsuzluk" tanımlamaları aklıma geldi. Mesela bitmiş şampuan içine su dolduran anne, yediğin bisküviyi çayın içine tutmak, tutma süresini uzun tutup akabinde parçanın çayın içine düşmesi, artık hiçbirşey eskisi gibi değildir" burdan devamını okuyabilirsiniz, buna bir ekde benden çitlemeyi dört gözle beklediğiniz çekirdeğin yere düşmesi yada çitlerken kabuğu tam açamayıp parçalamak.
Birkaç gündür gazetelerde hayvanlara yapılan işkencelerle ilgili haberleri okuyorum yüreğim dayanamıyor, Bodrumda kediyi öldürüp kanını içen kadın, eve hacize giden memurun bahçedeki köpekten korkup veteriner çağırtıp uyutması. Hadi ilk olay tam bir psikopat durumu da, bu ikinci olayda be adam madem korkuyorsun neden öldürüyorsun hayvanı, sana bu hakkı kim veriyor. Birde veteriner çağırmış, o veteriner neden yok yapamam demiyor. Sokak köpeği değil ki bu sahipli hayvan. Köpek sahibesinin en üst makamlara gitmeye davet ediyorum.
Dün akşam arkadaşlarla langırt oynadık, çok özlemişim valla çok eğlendim langırtta hele o "atan kazanır" durumuna bayılıyorum, bu arada fırfır yok bilek gücüyle:) Dart oynadık bide ama o konuda çok iddalı değilim, ama genede belirtiyim sonuncu olmadım :)
Bide gene Bejeweled oyununa sardım tüm gün oynayabilirim, amerikaya hem giderken hem dönerken büyülenmiş şekilde onu oynuyordum, şimdi ofisteki bilgisayarada indirdim orada da oynuyorum hatta hem telefonla konuşup hem oynuyorum, huzurluyum......
Dün akşam hep birlikte yemek yemeye gittik, gitmeden önce Sengör'ün ofisinde beklerken çekirdek çitliyorduk, çekirdek çitlemeyide özlemişim valla, geçtik çöp kutusunun başına çıt çıt... Tam böyle etli bir çekirdek çitliyordumki büyük bir keyifle pıt diye kendini çöpe attı, mutsuzluk anı oldu benim için, burdan yola çıkarak size Umut Sarıkaya'nın "Umut Sarıkaya Tipi Mutsuzluk" tanımlamaları aklıma geldi. Mesela bitmiş şampuan içine su dolduran anne, yediğin bisküviyi çayın içine tutmak, tutma süresini uzun tutup akabinde parçanın çayın içine düşmesi, artık hiçbirşey eskisi gibi değildir" burdan devamını okuyabilirsiniz, buna bir ekde benden çitlemeyi dört gözle beklediğiniz çekirdeğin yere düşmesi yada çitlerken kabuğu tam açamayıp parçalamak.
2 Şubat 2010 Salı
Deep Down Inside, in some where....
Şubat ayına girdik... Ankara'da bu aralar hava sabah güneşli başlayıp sonra acayip rüzgarlıya dönüp akşama doğru şakır şakır yağmur yağması ile son buluyor. Üniversitede yeni dönem başladı valla şenlendi ortalık, sıkılmıştık öğrenciler yokken, artık idari insan olduğumdan sömestirde biz kendimizi nadasa bırakıyoruz.
Bu havalar beni böyle yaptı... Şu sıralar gene böyle bir iç sıkılganlığı durumlarım var, tek nedeni var bunun kış mevsimi, güneşin olmaması.
Bugün gene üç büyükler toplantısı vardı basın yayın organı olduğumuzdan bizde orda hazır bulunduk, maşallah maşallah adımız önde gidiyor. Big Boss beni mütevelli heyeti ile tanıştırdı.
Mezun oluncaya kadar söylediğim tek söz "ben tercüman olmak istemiyorumdu" şimdi geri baktığımda aslında aldığım "tercümanlık" eğitimi bana neler neler katmış çok iyi görüyorum, bir arkadaş için işin doğrusu kendim için ofisteki boş vakitlerimi doldurmak için 30 sayfalık çeviri aldım, rica etti ingilizceden türkçeye spor çevirisi,
-sunshine senden bişi rica edeceğim
- ne olaki o rica
-şunları bana çevirir misin?
-sayfasını 10tl çeviririm (keh keh keh)
-ne (gözler iyice açılır) hah işte bu nokta tercümanlık aslında kolay değil mi ingilizce bilen herkes yapabilir, onun içinde fiyatı az olmalı!! Yok öyleee
-tamam tamam
işte bu konuşma sonrası, 30 sayfamı alıp ofise geldim asla eve getirmedim çeviriyi ofisteki işlerden sıkılınca kafayı dağıtmak için çeviri yapıyorum azimliyim cuma akşamı aldığım çeviride 15 sayfayı tamamladım yarın son 5 sayfayıda yaparım. Bu arada konu "düzenli egzersizin faydaları" fln fln. Bayağı bilgilendim, herşeyden düzenli uykudan, beslenmeye kadar söz ediliyor. Zaten şu aralar düzenli spor durumundayım, haa bu arada kilo verdim.
İletişim Birimi olarak yediklerimize çok dikkat ediyoruz, en kendine bakan ofis biziz:)
Bu havalar beni böyle yaptı... Şu sıralar gene böyle bir iç sıkılganlığı durumlarım var, tek nedeni var bunun kış mevsimi, güneşin olmaması.
Bugün gene üç büyükler toplantısı vardı basın yayın organı olduğumuzdan bizde orda hazır bulunduk, maşallah maşallah adımız önde gidiyor. Big Boss beni mütevelli heyeti ile tanıştırdı.
Mezun oluncaya kadar söylediğim tek söz "ben tercüman olmak istemiyorumdu" şimdi geri baktığımda aslında aldığım "tercümanlık" eğitimi bana neler neler katmış çok iyi görüyorum, bir arkadaş için işin doğrusu kendim için ofisteki boş vakitlerimi doldurmak için 30 sayfalık çeviri aldım, rica etti ingilizceden türkçeye spor çevirisi,
-sunshine senden bişi rica edeceğim
- ne olaki o rica
-şunları bana çevirir misin?
-sayfasını 10tl çeviririm (keh keh keh)
-ne (gözler iyice açılır) hah işte bu nokta tercümanlık aslında kolay değil mi ingilizce bilen herkes yapabilir, onun içinde fiyatı az olmalı!! Yok öyleee
-tamam tamam
işte bu konuşma sonrası, 30 sayfamı alıp ofise geldim asla eve getirmedim çeviriyi ofisteki işlerden sıkılınca kafayı dağıtmak için çeviri yapıyorum azimliyim cuma akşamı aldığım çeviride 15 sayfayı tamamladım yarın son 5 sayfayıda yaparım. Bu arada konu "düzenli egzersizin faydaları" fln fln. Bayağı bilgilendim, herşeyden düzenli uykudan, beslenmeye kadar söz ediliyor. Zaten şu aralar düzenli spor durumundayım, haa bu arada kilo verdim.
İletişim Birimi olarak yediklerimize çok dikkat ediyoruz, en kendine bakan ofis biziz:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







