Kavurucu bir sıcak var, beni çok etkiliyor.... İşte yemin ederim parmağımı kıpırdatmak istemedim, diyorum ki kendimi havalar çok sıcak bol bol su iç diye, ama saolsun bizim Neboş sürekli çay, kahve getiriyor, çok iyi bakıyorlar üst katta bana....
Ağustos ayı "deserted" bir ay olacağından, Neboşun kahvelerini arayacağımdan sesimi çıkarmıyorum.
Mevsimlere göre ilişkilerde şekillenir, hiç farkettiniz mi bilmem, yaz bitmeye yakın git geller yaşanır, ekim kasım ayında çatırdamalar, aralık ve ocağın soğuğundan çok hissettirmez ayrılık kendini... Şubat ayı mahsun geçer, martta sanki herşey uzakmış gibi gelirken tekrar nisan ayı gelir... kabuğundan sıyrılır herkes.
Hayatta bir doğru var oda "what goes around (definitely) comes around" belki öyle üç beş günde değil ama mutlaka karma sizi hayatınızın bir köşesinden yakalar. Size eskinin acısını tattırır, bu sefer siz diğer taraftan bakan olursunuz.
Şu lafları hiç sevmem "sevdiğin bırak eğer dönerse senindir, dönmezse hiç senin olmamıştır." uffff şıpsevdi sakızı yazıları, sevmiyorum böyle salak sakız içi laflarını.....
Her bitiş aslında yeni bir başlangıçtır.... Ve şuda çok doğrudurki her şerde bir hayır vardır.
Mesela geçen gün telefonum çaldı, bir iş için sizinde cvnizi değerlendirmemizi ister misiniz diye, firma ismi vermeyeceğim ama alkollü içki piyasasında Türkiye'nin %83'nü elinde tutuyor.....
Siz isteyin, isterken ne istediğinize de çok dikkat edin...
Mesela çok zengin bir sevgiliniz vardır, eğitim öğretim tavanda, altında arabası.. İlk zamanlarda sevgi böcüğüsünüz fakat o da ne 6 ay sonrasında herif size bok gibi davranıyor.... Sizde allam nolursun benim mutlu eden düzgün birini karşıma çıkar diyorsunuz... ve buummmm..... sizi seven, mutlu eden fakat anca geçinen bir sevgili çıkıyor karşınıza..... Tam terside olabilir, zengin olsun dersiniz herif size bok muamelesi yapar....
Çok para kazandığım bir işim olsun... Bummmm sonra magazin dergilerine kapak olacak açıklamalar, 30 yaşına gelmiş annesinin bulduğu insanlarla evlenme senaryoları işten aşka vakit yok. Ama çok zenginim......
Bu sıcaklar adamı yorar....
26 Temmuz 2010 Pazartesi
14 Temmuz 2010 Çarşamba
Back from Tranquillity....
Tatilden döndüm, bahsetmiş olduğum resimleri henüz kıçımı kaldırıp bilgisayara yükleyemedim, pazartesi günü ofise geldiğimde tam bir haftalık iş masamda yığınla beni bekliyordu, filmlerdeki gibi deste kağıt vardı. Yazılması gereken yönetim kurulu kararı, o kararın iç yazışmaları falan derken pazartesim çabucak geçiverdi.
Ankara yanıyor hatta kaynıyor, tam en sıcak havasına gelmişim buranın allahtan ofiste klima varda sorunsuz bir şekilde oturuyoruz. Yıllık izin zamanları üniversitede kimse kalmadı ofisler kapalı, aradığımız kişiler yerinde yok falan hafif sakin geçiyor, ama yarın üniversite puanları açıklanıcak, o zaman gene tercihler için heyecanlı bir sürü yeni öğrenci ile dolacak burası. Öyle böyle derken ağustos ayına az bir zaman kaldı, bakalım benim görev değişimim ne zaman olucak.
Dün kafamda yazmak için bir sürü post konusu vardı fakat bugün tam bir boşluk var kafamın içinde. Gezegenlerin dizilişinden midir, yada 11 Temmuzdaki tutulmadan dolayımıdır nedendir bilmiyorum, kafamın içine girseniz kaybolursunuz öyle böyle değil bir ton düşünce var ve galiba amerikan filmlerinde olduğu gibi gerçeklik ve hayali birbirinden ayırdedememe durumu yaşıyorum, kafamdaki düşüncelere inanıyorum, bunlarıda bir güzel sanki yarın gerçeleşecekmiş gibi Mr. Wayfarer'e anlatıyorum, çocuk bunaldı artık sıkıldı, çokda haklı...
Dün kendisiyle şakalaşırken "kalpsizsin sen" dedi bende üzülmemek için kalbimi çıkardım bir kavanoza koydum dedim hatta dedim benim kavanozum çingene pembesi ama mat bir renk değil açık renkli kapağıda altın renginde ruhuma yakışan allı pullu. Seninki nasıl dedim o çok tarif edemedi, yazık.....
Dün ofiste b
enim eski katımdaki çayocağından kahve almak için aşağıya indim, çok sevdiğim(!) insanlardan biri ne kadar neşeli, güzel ve cıvıl cıvıl göründüğümü söyledi sonrasında da yoksa evleniyor musun diye sordu; hahahahah.... NEDEN?
Evlenen insanlar mı sadece öyle neşeli şenşakrak gezerler? Güldüm keşke evlensem dedim ahahah ne diyim, ayak üstü bir hikayede yazabilirdim ama allah muhafaza sonrasında nerden ne hikayeler duyabilirdim. Sonrasında da hala kalbin boş mu diye büyük bir acıyla sordu...
Akşam annemle Fransız Büyükelçiliğine 14 Temmuz kutlamalarına gideceğiz.
Ankara yanıyor hatta kaynıyor, tam en sıcak havasına gelmişim buranın allahtan ofiste klima varda sorunsuz bir şekilde oturuyoruz. Yıllık izin zamanları üniversitede kimse kalmadı ofisler kapalı, aradığımız kişiler yerinde yok falan hafif sakin geçiyor, ama yarın üniversite puanları açıklanıcak, o zaman gene tercihler için heyecanlı bir sürü yeni öğrenci ile dolacak burası. Öyle böyle derken ağustos ayına az bir zaman kaldı, bakalım benim görev değişimim ne zaman olucak.
Dün kafamda yazmak için bir sürü post konusu vardı fakat bugün tam bir boşluk var kafamın içinde. Gezegenlerin dizilişinden midir, yada 11 Temmuzdaki tutulmadan dolayımıdır nedendir bilmiyorum, kafamın içine girseniz kaybolursunuz öyle böyle değil bir ton düşünce var ve galiba amerikan filmlerinde olduğu gibi gerçeklik ve hayali birbirinden ayırdedememe durumu yaşıyorum, kafamdaki düşüncelere inanıyorum, bunlarıda bir güzel sanki yarın gerçeleşecekmiş gibi Mr. Wayfarer'e anlatıyorum, çocuk bunaldı artık sıkıldı, çokda haklı...
Dün kendisiyle şakalaşırken "kalpsizsin sen" dedi bende üzülmemek için kalbimi çıkardım bir kavanoza koydum dedim hatta dedim benim kavanozum çingene pembesi ama mat bir renk değil açık renkli kapağıda altın renginde ruhuma yakışan allı pullu. Seninki nasıl dedim o çok tarif edemedi, yazık.....
Dün ofiste b
enim eski katımdaki çayocağından kahve almak için aşağıya indim, çok sevdiğim(!) insanlardan biri ne kadar neşeli, güzel ve cıvıl cıvıl göründüğümü söyledi sonrasında da yoksa evleniyor musun diye sordu; hahahahah.... NEDEN?Evlenen insanlar mı sadece öyle neşeli şenşakrak gezerler? Güldüm keşke evlensem dedim ahahah ne diyim, ayak üstü bir hikayede yazabilirdim ama allah muhafaza sonrasında nerden ne hikayeler duyabilirdim. Sonrasında da hala kalbin boş mu diye büyük bir acıyla sordu...
Akşam annemle Fransız Büyükelçiliğine 14 Temmuz kutlamalarına gideceğiz.
8 Temmuz 2010 Perşembe
Ben Tatildeyken Vol:1
Simdi benim yillik iznim gecen sene 13 gununu Big Apple'da kullandigimdan oturu 7 gunu kalmisti. Tabi 7 gun ve makam degisikliginden oturu Mr. Wayfarer ile bir plan program icine giremedik, bizde annecim ile birlikte tasi taragi topladik ve bir haftalik yillik izinimi degerlendirmek icin Artur'a hayatimda en huzurlu hissettigim yere koyume geldik, annemler 30 ben de 25 senedir burda yazlarimi degerlendirmekteyim, evet burdan baska bir yerde degerlendirmeyi hic dusunmedim...






Tatile gelmeden once bu senenin modasi olan cirt pembe diye tabir ettigimiz ojelerden bende aldim ve cok buyuk bir heyecan icersinde surdum tirnaklarima.. Siz soyleyin hangisi daha pembe tirnaklarim mi terliklerim mi? Mr. Wayfarer, annem ve anneannem hepsi bunun benim rengim olmadigi konusunda hem fikirler, hatta Mr. Wayfarer rengiminde giderek kararmasi ve bu renkteki ojelerimden dolayi cinge bir ruha sahip olup olmadigimi sorguluyor...

Daha once yazmis oldugum postlardaki dilegimi gerceklestiriyorum ve annemle birlikte plajda oturup guneslenip kitap okuyup turk kahvemi yudumlayip denize girip etrafimi izliyorum... iste benim plaj keyfim.....Bu arada Mr. Wayfarer benim Ahmet Umit'i nekadar cok sevdigimi bildiginden bana son kitabi "Istanbul Hatirasi'ni hediye almis hatta ve hatta Ahmet Umit imzali benim icin gercekten cok guzel ve anlamli bir hediye oldu, bir solukta okudum kitabi ve gercekten hayran kaldim, hatta anneannemin egemenligindeki televizyonda bir ara Ahmet Umit'in okuyuculari ile birlikte bir Istanbul turu yaptiklarini duydum, romanda gecen tum yerleri gezmisler, cok isterdim bende katilabilmeyi, Ahmet Umit ile beraber gezmeyi Istanbul'u....

Burada gunler cok sakin ve sessiz geciyor cok cok cok huzurluyum bir onceki postumdaki ruh halimden eser yok gercekten, zaten soyle bir gun batiminda kim huzursuz olabilir ki?
Oyle boyle derken gunler hizli hizli geciyor... Pazar gunu bana verilen surenin sonuna gelmis olacagim, daha cok resimler cektim henuz onlari aktaramdim asil Vol2'yi yemek bolumune ayirdim, Cunda Adasi'ndaki Bay Nihat'ta yedigim o yemekleri sizlerle paylasacagim....
Denizden cikan ne varsa yiyebilirim gercekten:)

Bu arada sizlerle birde gene bizim evin bahcesini mesken tutmus kedicigi paylasmak istiyorum bir tanede yavrusu var fakat onun resmini cekemedim cunku kendisi insanlarla henuz barisik degil annesi ise izin versek aksam benimle ayni yatakta yatabilir o kadar simarik birsey, bu arada kedicigi sizlerle paylasirken gene cok severek aldigim alli pullu parmak arasi terliklerimide gormus oldunuz:)

Bu postuma son verirken sizlere bizim plajdan bir manzara ile ugurlamak isterim bu arada bir haftadir verdigim sozu tuttum ve ne televizyon nede gazete okumadim zaten televizyon istesemde izleyemem kumanda anneannemin egemenligi altinda:)
Bu arada gelecek hafta cumartesi gunu Harbiye acik hava konserlerinin baslayacagi haberinide almis bulunuyorum, hatta ilk konser Candan Ercetin'in..Yani bana bu yapilir mi... Gitmem lazim benim o konsere birdaha birdaha her sene oldugu gibi bu senede canli canli dinlemeliyim kendisini.....
30 Haziran 2010 Çarşamba
Nervous Break Down

Dün aynı resimlerdeki gibi hissettim, çok yazık oldu. Gereksizdi ama dayanamadım. Her insan yaptığı işten takdir edilmek ister, eğer takdir edilmezlerse motivasyon düşer, şimdi yıllardır yönetici olarak çalışanlar, yöneticiliğ nasıl tanımlıyorlar bilmiyorum. Bizim üniversitede idari eleman değerlendirme formu var bunlarıda birim amirleri dolduruyor. Neden bizde yöneticileri değerlendirmiyoruz, ben mesela benim birim amirime iletişimden en düşük notu verirdim, kendisi beni eşşek başı yerine koymayı çok sever.
Neyse efendim, başka konularda konuşuyum, bu hafta sonu yıllık iznimin kalan bölümünü geçirmek üzere tatile gidiyorum, zaten bir hafta kalmış tatilim gerçekten hiçbirşey yapmayacağım denize girmek ve güneşlenmekten başka.
24 Haziran 2010 Perşembe
What we realised
Uzun bir süre daha geçti.... Ama yağmurlu havalar hiç geçmiyor, gerçekten çok sıkıldım bu durumdan. Sabah gözlerimi güneşli bir güne açıp sonra gri bulutlar görmek gerçekten ruhumu yormaya başladı, bari hava sıcak olsa yaa Haziranın 24'ü bugün hava sabah araba 17 gösteriyordu, genelde sabah 32 olup akşam 17'ye inerdi. Neyse ruhum sıkıldı....
Dün akşam iş çıkışı, Pınar ve Tolu'yla buluştuk bizim ordaki Las Chicas'ta eskilerden yenilerden gelecekten konuştuk çok güldük çok eğlendik, Tolu'nun istanbuldan dün gece yarısı dönmüş olmasının benim bugün işe gidecek olmamın ve havanında soğuk olması nedeniyle erkenden kalktık.
Dünkü konuşmamızın ana teması bazı kızlar o kollarına takıp gezdirdikleri kocaları nasıl buluyorlar, nasıl allem edip kallem edip (doğru mu yazdım bilmiyorum) o evin kızı halinde salınıp ama saman altından su yürütüp kafam kadar taşı parmaklarına takıyorlar, ilişkisi olanları nasıl olan ilişkilerinden vaz geçiriyorlar bunu bulmaktı. Şimdi bizim yaşlar artık nişan düğün zamanları, tabi sağdan soldan nişan düğün resimler davetiyeleri çıkıyor bizde haliyle yuuhh buda mı evleniyor, vayy bu lisede çok şişmandi valla cillop gibi çocuğu kapmış nidaları eşliğinde tebrik mesajları atıyoruz.
Sonracığıma, fark ettimki ve belkide kızların dile getiremediğini dile getirdim, biz ( bizim kızlar grubu) şimdiye kadar hayatımızda hiç doğru erkeği görmemişiz hep bize zararlı olanları seçip özenle hayatımıza dahil etmişiz hatta edemediğimiz zamanlarda ise etmek için özenle peşinden koşmuşuz.
Yorulmuşuz valla bu takip olayından.... Peki bu evimin kızı halinde gezenler nasıl beceriyor çok merak ediyorum yanlarında staja gideceğim. Bizim bu iki dil biliyoruz, üniversite mezunuyuz havaları neden etkilemiyor, yoksa kavanoz kapağını açamayıp beni evden almazlarsa buluşamayız etiketi daha mı herkese cazip geliyor, benim suçum mudur kuaförde normal bir fön işleminde bile sıkılmam, bundan mıdır bulamamam ve herseferinde "yıkılmadım ama ayaktayım" demeler.
Valla burdan açık açık söyleyim hepimiz yıkıldık, çöktük... ama hoop tekrar kalktık devam etmesini bildik.... Arkamızada dönüp bakmadık belkide bundandır...
Evet belkide bundandır, rahat diye spor ayakkabı ile gezdik topuklu ayakkabıdan vazgeçtik, benimde bir beynim var dedik konuşmak istedik ne kadar çok konuşuyorsun olduk, bazı konularda fikrimiz olmadığından değil sadece fikir beyan etmek istemediğimiz için ise "bu konuda bilgi sahibi değil abi" muhabettine maruz kaldık. Kalmayada devam edeceğiz. Bu kafalar daha çok duvarlara vurulur.... Daha çok yanlış erkek peşinden koşulur...
Dün akşam iş çıkışı, Pınar ve Tolu'yla buluştuk bizim ordaki Las Chicas'ta eskilerden yenilerden gelecekten konuştuk çok güldük çok eğlendik, Tolu'nun istanbuldan dün gece yarısı dönmüş olmasının benim bugün işe gidecek olmamın ve havanında soğuk olması nedeniyle erkenden kalktık.
Dünkü konuşmamızın ana teması bazı kızlar o kollarına takıp gezdirdikleri kocaları nasıl buluyorlar, nasıl allem edip kallem edip (doğru mu yazdım bilmiyorum) o evin kızı halinde salınıp ama saman altından su yürütüp kafam kadar taşı parmaklarına takıyorlar, ilişkisi olanları nasıl olan ilişkilerinden vaz geçiriyorlar bunu bulmaktı. Şimdi bizim yaşlar artık nişan düğün zamanları, tabi sağdan soldan nişan düğün resimler davetiyeleri çıkıyor bizde haliyle yuuhh buda mı evleniyor, vayy bu lisede çok şişmandi valla cillop gibi çocuğu kapmış nidaları eşliğinde tebrik mesajları atıyoruz.
Sonracığıma, fark ettimki ve belkide kızların dile getiremediğini dile getirdim, biz ( bizim kızlar grubu) şimdiye kadar hayatımızda hiç doğru erkeği görmemişiz hep bize zararlı olanları seçip özenle hayatımıza dahil etmişiz hatta edemediğimiz zamanlarda ise etmek için özenle peşinden koşmuşuz.
Yorulmuşuz valla bu takip olayından.... Peki bu evimin kızı halinde gezenler nasıl beceriyor çok merak ediyorum yanlarında staja gideceğim. Bizim bu iki dil biliyoruz, üniversite mezunuyuz havaları neden etkilemiyor, yoksa kavanoz kapağını açamayıp beni evden almazlarsa buluşamayız etiketi daha mı herkese cazip geliyor, benim suçum mudur kuaförde normal bir fön işleminde bile sıkılmam, bundan mıdır bulamamam ve herseferinde "yıkılmadım ama ayaktayım" demeler.
Valla burdan açık açık söyleyim hepimiz yıkıldık, çöktük... ama hoop tekrar kalktık devam etmesini bildik.... Arkamızada dönüp bakmadık belkide bundandır...
Evet belkide bundandır, rahat diye spor ayakkabı ile gezdik topuklu ayakkabıdan vazgeçtik, benimde bir beynim var dedik konuşmak istedik ne kadar çok konuşuyorsun olduk, bazı konularda fikrimiz olmadığından değil sadece fikir beyan etmek istemediğimiz için ise "bu konuda bilgi sahibi değil abi" muhabettine maruz kaldık. Kalmayada devam edeceğiz. Bu kafalar daha çok duvarlara vurulur.... Daha çok yanlış erkek peşinden koşulur...
15 Haziran 2010 Salı
Up and Down
Evet....2009-2010 Mezunlarımızıda mezun ettik, yeni makamım gereğinde mezuniyet töreninde bulundum, bu sene mezuniyet töreni kalabalıktan ötürü 3 oturuma ayrıldı, tabi benim sorumlu olduğum yüksek lisans ve doktoralarda ikiye ayrıldı, hem sabah hem öğlen gittim, hava sıcak o en yukarıya kadar çıkan basamakları in çık çok yoruldum, yorulduğum kadarda çok eğlendim ve mutlu oldum. Bölüm birincileri, doktoralar, yüksek lisansları isim sıralarına göre dizdim, aşağıya indirdim, sağ salim hepsinin diploma sahibi olmasına yardımcı oldum.
Mezuniyet töreninden gözlemlerim şu şekilde;
Mezuniyet töreninden gözlemlerim şu şekilde;
- Birçok öğrencinin keplerini anneleri hazırlamış, ve bölüm renklerini unutmuşlar
- Kız öğrencilerin çoğunluğu saçlarına maşa yaptırıyorlar
- En çok kız öğrenciler keplerinin nasıl durduğundan endişe ediyorlar
- Kız öğrencilerin çoğunluğu yüksek topuklu ayakkabı giyiyor hatta belki bazı kızlar ilk defa o kadar yüksek topuklu giyiyorlar
- Mutlaka ama mutlaka öğrenciler verilen saatten daha geç alana geliyorlar ve sıraya giriyorlar
- Çoğu umursamıyor neden sıraya girdiklerini, benim gibi görevli olanlar ise o sıraya girmeyenler yüzünden harap oluyorlar
- Son dakikada araya kaynarım diyen çok
- İsim sırası çok önemli, diplomalar o sıraya göre veriliyor sonra Ahmet'inki Mehmet'e karışırsa ayırması daha zor.
- Bazı kızlar çok makyaj yapıyor, hoş durmuyor.
- Cübbeden uzun etekler hiç hoş durmuyor
- Mezuniyet tören alanında cep telefonları asla çekmiyor, şebeke kitleniyor
- Bir fotoğrafçı ordusu görev alıyor herkesin resmini çekmek üzere
- Mutlaka ufak bir aksilik çıkıyor, önemli olan onu kimse görmeden düzeltmek
- Anneler sahnede çocuğunu görmek için herkesi ezip geçebilir
- Mutlaka yanınızda su bulundurmak lazım
- Tören bitimi çok kalabalık oluyor, tören başlamadan önce aileler ve öğrenciler çıkışta bir buluşma noktası belirlerse iyi olur, keza cep telefonları çok çekmiyor
- Mezuniyet töreninde çalışan herkes törenin sorunsuz olması ve güzel geçmesi için çok uğraşıyor, ve çok yoruluyorlar
- Üniversite mezuniyeti kim ne derse desin çok önemli birşey.
10 Haziran 2010 Perşembe
Dönüyorum Durmadan....
Bir kaç zamandır kendimi hiç iyi hissetmiyorum, etrafımda eğer benim dahil olmadığım değişiklikler oluyorsa adapte olmakta kesinlikle zorluk çekiyorum. Bizim iş yerinde çok köklü değişiklikler oluyor. Herkes en beklenmeyeni bekliyor, alınan kararlar herkesi şaşırtıyor, bu hafta Ankara'da sürekli yağmurlu geçti, gerçekten dayanamıyorum kapalı havaya, somurtkan sürekli mutsuz insanlarda kapalı havalar gibi sevmiyorum.......
İş konusunda kafam allak bullak ne yapmak istemediğimi çok iyi biliyorum ama yapmak istediğim iş konusunda da hala bazı sıkıntılarım var. Çalışma ortamındaki insanlar, para hahah şan şöhret hahaha....Çok sıkılırsam çözüm bulamazsam hepsini bırakıp giderim....
Kendi içimde bir sürü düşünce barındırıyorum, sürekli kafamda kuruyorum, doludan alıp boşa koyuyorum bir cevap bulamıyorum. Düşüncelerim sanki yarın gerçekleşecekmiş gibi davranıyorum bunların tüm sorumlusu kapalı hava :) Mr. Wayfarer'ada yansıtıyorum bunları, daha bugün" noldu cıvıl cıvıl konuşmuyorsun birşeyler anlatmıyorsun" dedi, haklı diyecek birşey bulamadım.
Dün tam iş çıkışı kanı beynime sıçratan bir olay oldu ve bu kadar büyük bir iletişimsizlik nasıl olur diye kendime sordum, benimle ilgisi olmayan bir konu hakkında hemde.... Kızdım, sonra düşündüm işin ucu bana gelir mi diye ama gelmedi, zaten gelemezdi, gelse bu sefer tutmazdım dilimi.. Hehhe sanki çok beni dinlerlermiş gibi.
En başta dediğim şeye çıkıyor tüm bu sorunlarım düşüncelerim, benim dahil olmadığım ama beni etkileyen değişikliklere hemen anında adapte olamıyorum, hepsini panik yapmadan korkmadan karşılıyor zamanla kabullenip acaba bumudur hayırlısı diyorum, hayat akıp gidiyor.
Arkadaşlarımı istiyorum yanımda, beraber gezmeyi istiyorum.
Ama şu aralar en çok tatile gitmeyi ve denize girmeyi istiyorum. Güneşlenmek, annemle plajda deniz sonrası türk kahvesi, soda içmeyi özledim...
Dokunmayın bana mazeretim var asabiyim, tatil özlemindeyim ben:)
İş konusunda kafam allak bullak ne yapmak istemediğimi çok iyi biliyorum ama yapmak istediğim iş konusunda da hala bazı sıkıntılarım var. Çalışma ortamındaki insanlar, para hahah şan şöhret hahaha....Çok sıkılırsam çözüm bulamazsam hepsini bırakıp giderim....
Kendi içimde bir sürü düşünce barındırıyorum, sürekli kafamda kuruyorum, doludan alıp boşa koyuyorum bir cevap bulamıyorum. Düşüncelerim sanki yarın gerçekleşecekmiş gibi davranıyorum bunların tüm sorumlusu kapalı hava :) Mr. Wayfarer'ada yansıtıyorum bunları, daha bugün" noldu cıvıl cıvıl konuşmuyorsun birşeyler anlatmıyorsun" dedi, haklı diyecek birşey bulamadım.
Dün tam iş çıkışı kanı beynime sıçratan bir olay oldu ve bu kadar büyük bir iletişimsizlik nasıl olur diye kendime sordum, benimle ilgisi olmayan bir konu hakkında hemde.... Kızdım, sonra düşündüm işin ucu bana gelir mi diye ama gelmedi, zaten gelemezdi, gelse bu sefer tutmazdım dilimi.. Hehhe sanki çok beni dinlerlermiş gibi.
En başta dediğim şeye çıkıyor tüm bu sorunlarım düşüncelerim, benim dahil olmadığım ama beni etkileyen değişikliklere hemen anında adapte olamıyorum, hepsini panik yapmadan korkmadan karşılıyor zamanla kabullenip acaba bumudur hayırlısı diyorum, hayat akıp gidiyor.
Arkadaşlarımı istiyorum yanımda, beraber gezmeyi istiyorum.
Ama şu aralar en çok tatile gitmeyi ve denize girmeyi istiyorum. Güneşlenmek, annemle plajda deniz sonrası türk kahvesi, soda içmeyi özledim...
Dokunmayın bana mazeretim var asabiyim, tatil özlemindeyim ben:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)